Bir yenilgiyle bitmeyecek hayal

Dünya Kupası başladı.Dört yılda bir futbolun merkezi haline gelen bu dev organizasyon, bu yıl da milyonlarca insanı ekran başına topladı. Dünyanın en iyi futbolcuları, en güçlü takımları ve en büyük hayalleri aynı sahnede buluştu. Türkiye de yıllar süren hasretin ardından yeniden Dünya Kupası heyecanını yaşarken, turnuvaya büyük umutlarla giriş yaptı.

Abone Ol

Ancak ilk sınav istediğimiz gibi geçmedi.

Ay-yıldızlılar, Avustralya karşısında sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte hayal kırıklığı tribünlere, ekran başındaki taraftarlara ve sosyal medyaya yansıdı. Bir anda eleştiriler yükseldi, hesaplar yapılmaya başlandı ve bazı kesimler için turnuva neredeyse ilk maçtan sona erdi.

Oysa Dünya Kupası böyle bir organizasyon değildir.

Bu turnuva, ilk maçta sevinenlerin ya da üzülenlerin değil, son düdüğe kadar mücadeleyi bırakmayanların turnuvasıdır.

Futbol tarihine dönüp baktığımızda bunun sayısız örneğini görüyoruz. Dünya şampiyonu olan birçok takım turnuvaya kötü başladı. Beklenmedik yenilgiler aldı, eleştirildi, hatta gruptan çıkamayacağı konuşuldu. Ancak doğru zamanda toparlanarak kupaya uzanmayı başardılar. Çünkü Dünya Kupası'nda önemli olan nasıl başladığınız değil, nasıl bitirdiğinizdir.

Türkiye'nin Avustralya karşısındaki performansı elbette tartışılabilir. Teknik heyetin tercihleri konuşulabilir, oyuncuların performansları eleştirilebilir. Bunlar futbolun doğal parçalarıdır. Ancak daha ilk maçtan umutsuzluğa kapılmak, bu takımın son yıllarda ortaya koyduğu gelişimi görmezden gelmek olur.

Bugün milli takım kadrosuna baktığımızda Avrupa'nın önemli liglerinde oynayan futbolcular görüyoruz. Büyük kulüplerin formasını giyen, önemli maçların baskısını yaşamış oyuncularımız var. Uzun yıllardan sonra ilk kez bu kadar geniş ve kaliteli bir oyuncu havuzuna sahibiz.

Belki kusursuz değiliz.

Belki hâlâ eksiklerimiz var.

Ama artık rakiplerin de ciddiye aldığı bir milli takımımız olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Dünya Kupası sadece futbolcuların değil, karakterlerin de sınandığı bir organizasyondur. Bir takımın gerçek gücü, kazandığında değil kaybettiğinde ortaya çıkar. Yenilginin ardından ayağa kalkabilmek, moral bozukluğunu geride bırakabilmek ve yeniden mücadele edebilmek büyük takımların ortak özelliğidir.

İşte Türkiye'nin önündeki en büyük sınav da budur.

Avustralya yenilgisi sonrasında nasıl tepki vereceğiz?

Sahaya daha özgüvenli mi çıkacağız?

Yoksa ilk maçın hayal kırıklığını üzerimizden atamayacak mıyız?

Bu soruların cevabını önümüzdeki maçlarda göreceğiz.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var. Dünya Kupası'na katılmak bile başlı başına önemli bir başarıdır. Çünkü bu sahnede yer almak, dünyanın en iyi takımlarıyla mücadele etmek ve ülkeni temsil etmek kolay elde edilen bir ayrıcalık değildir.

Belki ilk maçta istediğimiz sonucu alamadık.

Belki başlangıç hayal ettiğimiz gibi olmadı.

Ama Dünya Kupası yolculukları bazen tökezleyerek başlar. Bazen ilk adım yanlış atılır ama sonraki adımlar hikâyeyi değiştirir.

Bugün yapılması gereken şey umudu kaybetmek değil, takımın yeniden ayağa kalkmasını beklemektir. Çünkü futbol tarihinde en güzel hikâyeler, her şeyin bittiğinin düşünüldüğü anlarda yazılmıştır.

Ay-yıldızlılar şimdi yeni bir sayfa açmak zorunda.

Çünkü önlerinde hâlâ maçlar var.

Hâlâ puanlar var.

Hâlâ hedefler var.

Ve hepsinden önemlisi, hâlâ milyonlarca insanın taşıdığı bir Dünya Kupası umudu var.

İlk maç kaybedilmiş olabilir.

Ama bir milletin hayali henüz kaybetmedi.