Bir ülkenin vicdanı çocuklarını koruyabildiği kadar güçlüdür

Bir ülkede en çok hangi haber can yakar? Ekonomi mi? Siyaset mi? Kriz mi? Hayır. Bir çocuğun hayatının yarım kalmasıdır.

Abone Ol

Bir ülkede en çok hangi haber can yakar?
Ekonomi mi? Siyaset mi? Kriz mi?

Hayır.
Bir çocuğun hayatının yarım kalmasıdır.

Türkiye’de son yıllarda art arda gelen çocuk cinayeti haberleri artık sadece adli vakalar değil; toplumsal bir alarmdır. Her birinin ardından sosyal medyada yükselen öfke, birkaç gün süren tartışmalar ve sonra gelen sessizlik… Asıl çürüme belki de tam burada başlıyor.

Bir çocuğun hayatı, bir toplumun en kutsal emanetidir. Çocuk; korunması gereken, büyütülmesi gereken, güven içinde yaşaması gereken bir varlıktır. Eğer çocuklar güvende değilse, o toplumun hiçbir alanı gerçekten güvenli değildir.

Çocuk cinayetleri yalnızca bir suç değil; derin bir ahlaki ve toplumsal erozyonun göstergesidir. Şiddetin sıradanlaşması, öfkenin normalleşmesi, merhametin zayıflaması… Bunlar bir gecede oluşmaz. Uzun süreli bir ihmalin, sessiz kalışların ve görmezden gelmelerin sonucudur.

Soru şu:
Biz ne zaman bu kadar duyarsızlaştık?

Bir çocuğun çığlığı sadece ailesinin değil, bütün bir toplumun sorumluluğudur. Ancak biz çoğu zaman meseleyi bireysel bir “canilik” vakası olarak görüp rahatlıyoruz. Oysa mesele yalnızca fail değildir. Mesele; denetimsiz yapılar, ihmal edilen sosyal mekanizmalar, yeterince işlemeyen koruma sistemleri ve en önemlisi toplumsal bilinç eksikliğidir.

Toplumsal çürüme, büyük laflarla başlamaz. Küçük kayıtsızlıklarla başlar. “Bana dokunmayan yılan” anlayışıyla büyür. Bir komşunun duyduğu ama önemsemediği çığlıkla, bir öğretmenin fark ettiği ama bildirmediği şüpheyle, bir kurumun zamanında müdahale etmediği ihmal ile derinleşir.

Çocuk cinayetleri bize şunu söylüyor:
Sadece adalet değil, vicdan da güçlenmeli.

Yasalar elbette caydırıcı olmalı. Denetimler daha sıkı olmalı. Kurumlar daha hızlı çalışmalı. Ama en önemlisi; toplum olarak merhameti yeniden hatırlamalıyız. Çünkü çocukları korumak sadece devletin değil, toplumun da görevidir.

Bir ülkenin gelişmişliği, binalarının yüksekliğiyle değil; çocuklarının güvenliğiyle ölçülür.

Ve eğer bir ülkede çocuklar korkarak büyüyorsa, orada sadece çocukluk değil, insanlık da yara alır.

Bu mesele siyaset üstüdür.
Bu mesele hepimizin meselesidir.

Çünkü bir çocuğun hayatı, hiçbir tartışmanın konusu olamayacak kadar değerlidir.