İlk bakışta cevabı çok basit gibi görünür. Çoğumuz hemen "Çabasızlık başarısızlığı getirir." deriz. Gerçekten de emek verilmeden büyük başarılar elde etmek neredeyse imkânsızdır. Ancak hayat, siyah ve beyaz kadar net değildir. Bazen başarısızlık da insanın içindeki mücadele isteğini yavaş yavaş tüketebilir.
Düşünün… Defalarca denediğiniz bir işte istediğiniz sonucu alamadığınızı. İlkinde daha çok çalışırsınız. İkincisinde eksiklerinizi tamamlarsınız. Üçüncüsünde daha da fazla emek verirsiniz. Ama sonuç yine değişmezse, bir noktadan sonra insan sadece başarısız olmaktan değil, yeniden denemekten de korkmaya başlar. İşte o an çabasızlık başlar.
Aslında çabasızlık çoğu zaman tembellikten değil, umutsuzluktan doğar. İnsan başarabileceğine inanmadığında, emek vermenin de bir anlamı olmadığını düşünmeye başlar. Bu yüzden dışarıdan "Hiç uğraşmıyor." diye görünen birçok insanın içinde, geçmişte yaşadığı hayal kırıklıkları vardır.
Öte yandan bunun tam tersi de mümkündür. Hiç emek vermeden başarı beklemek de günümüzün en büyük yanılgılarından biri haline geldi. Sosyal medyada birkaç dakikalık videolarla hayat değiştiren insanlar izleniyor, başarı hikâyeleri sadece sonuçlarıyla anlatılıyor. Kimse yıllarca süren emeği, vazgeçilen tatilleri, uykusuz geceleri ya da defalarca yaşanan başarısızlıkları göstermiyor. Böyle olunca birçok kişi, başarıyı kısa bir yolculuk sanıyor. O kısa yol bulunamayınca da çabalamaktan vazgeçiyor.
Belki de asıl sorun, başarıyı sadece sonuç olarak görmemizdir. Oysa başarı çoğu zaman görünmeyen küçük adımların toplamıdır. Bugün atılan küçük bir adım, yarının büyük değişiminin başlangıcı olabilir. Fakat biz hemen sonuç görmek istiyoruz. Sonuç gecikince de çabayı bırakıyoruz.
Hayatta en tehlikeli döngülerden biri tam da burada başlıyor. Başarısızlık motivasyonu azaltıyor, azalan motivasyon çabayı düşürüyor, azalan çaba yeni başarısızlıklar getiriyor. Böylece insan farkında bile olmadan kendi içinde çıkılması zor bir kısır döngünün içine giriyor.
Bu döngüyü kıran insanlar ise başarısızlığı kimliklerinin bir parçası haline getirmeyenler oluyor. Onlar bir sınavı kaybettiklerinde kendilerini "başarısız biri" olarak tanımlamıyor. Sadece o denemenin istedikleri gibi gitmediğini kabul edip yeniden ayağa kalkıyorlar. Çünkü biliyorlar ki başarısızlık bir sonuçtur, kişilik özelliği değildir.
Belki de sormamız gereken soru "Başarısızlık mı çabasızlık oluşturuyor, çabasızlık mı başarısızlık?" değildir. Asıl soru, bu döngüyü nasıl kırabileceğimiz olmalıdır. Çünkü bazen tek bir küçük adım, yeniden çalışmaya başlamak, yeniden denemek ya da sadece vazgeçmemek bütün dengeyi değiştirebilir.
Hayat, kusursuz insanların değil; düştüğünde yeniden kalkabilen insanların hikâyesidir. Çaba her zaman başarıyı garanti etmeyebilir. Ama çaba olmadan başarının gelmesi neredeyse hiç mümkün değildir. Ve unutulmamalıdır ki, en büyük başarısızlık kaybetmek değil, denemekten tamamen vazgeçmektir.