İlkokul sıralarından beri yakamızı bırakmayan, okul münazaralarının o gedikli sorusu dönüp dolaşıp yine karşımıza çıkıyor: "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?"
Bir taraf elinde kitaplarla kütüphanelerin tozlu ve bilge sessizliğine sığınır; diğer taraf sırt çantasını kapıp yolların, keşiflerin ve bilinmezin çağrısına kulak verir.
Yıllardır iki taraf da birbirini tam olarak ikna edemedi, muhtemelen hiçbir zaman da edemeyecek. Peki, bilginin saniyeler içinde tüketildiği, dünyanın küresel bir köye dönüştüğü bugün, bu kadim soruya baksak ibre hangisinden yana kayar?
Sayfaların Sınırsız Evreni
Gelin önce sayfaların kokusunu içine çekenlerin hakkını teslim edelim.
Okumak, insanlığın şimdiye kadar bulduğu en kusursuz zaman makinesidir. Bir insan ömrü ne kadar uzarsa uzasın, Roma İmparatorluğu’nun sokaklarında yürümeye,
Antik Yunan’da Sokrates ile felsefe yapmaya ya da bir astronotun zihninden uzay boşluğunu seyretmeye yetmez.
Okuyan insan, mekan ve zaman sınırlarını yıkar. Gezen insanın sadece "gördüğü" bir antik kentin taşları, okuyan insanın zihninde o dönemin siyasetiyle, mimarisiyle ve sosyolojisiyle canlanır.
Kitaplar, bize başkalarının ömür boyu edindiği tecrübeleri birkaç yüz sayfada sunan birer bilgelik konsantresidir.
Yolların Canlı Laboratuvarı
Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ise karşımıza o büyüleyici "deneyim" kavramı çıkıyor. Yola çıkan, evindeki konfor alanını yıkan insan sadece yeni yerler görmez; aynı zamanda kendi sınırlarıyla tanışır.
Okumak size bir İtalyan pizzasının malzemelerini, tarihini anlatabilir; ama Napoli’nin ara sokaklarındaki o fırından çıkan kokuyu zihninize kazıyamaz.
Gezen insan teoriyi pratiğe döker. Kitapların bazen insanı hapsedebileceği o ideolojik filtreleri, taraflı bakış açılarını yollar darmadağın eder.
Farklı kültürlerin yaşam mücadelesine, neşesine ve acısına birinci elden şahit olmak, insana kitapların öğretemeyeceği bir empati yeteneği kazandırır.
Dünyayı kendi gözleriyle gören birinin önyargıları, yollardaki rüzgarla birlikte savrulur gider.
Modern Zamanın Teşhisi: Okuyarak Gezenler
Peki, günün sonunda kazanan kim?
Eskiden bilgiye ulaşmak aslanın ağzındaydı; kütüphaneler dolusu kitap okuyan, haklı olarak toplumun en bilgesi kabul edilirdi. Bugün ise bilgi her yerde, hatta bazen gereğinden fazla.
İşte bu yüzden günümüz dünyasında ne sadece kütüphaneye kapanmak yetiyor ne de elinde telefonla sadece "fotoğraf çekilmek" için şehir şehir gezmek.
Bugünün gerçek bilgesi; gideceği coğrafyanın tarihini, insanını, edebiyatını cebine koyup yola çıkan; yani "okuyarak gezen" insandır.
Arkasındaki hikayeyi bilmeden gezilen bir saray sadece taştan ibarettir; yaşanmışlıkla birleşmeyen kuru bilgi ise sadece zihinde bir yüktür. En iyisi, sayfaların derinliğini yolların özgürlüğüyle taçlandırmaktır.