Yaklaşık 20 yıl önce kısa filmler üreten, ardından farklı sanat alanlarına yönelen Mustafa Savaş, yıllar sonra sinemaya bu kez yapay zekâyı da yanına alarak döndü. Kendi çizimlerinden yola çıkarak hazırladığı “Lekesiz”, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin ilk kez düzenlenen Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması’na yapılan 105 başvuru arasından finale kalan 10 filmden biri oldu.

Savaş ile yapay zekânın film üretimini nasıl değiştirdiğini, ekipleri küçültüp küçültmeyeceğini, sinema emekçilerinin geleceğini, yönetmenliğin dönüşümünü ve yapay zekâ çağında insan yaratıcılığının nerede duracağını konuştuk.

Bir yönetmenin elinden kamerayı, önünden oyuncuyu, arkasından seti aldığınızda geriye ne kalır?

Mustafa Savaş’ın yanıtı net: Yönetmenlik.

Altın Koza Finalisti Mustafa Savaş Yapay Zekâ Değil, Onu Kullanan Sinemacı Rakibiniz Olacak (3)

Yaklaşık 20 yılın ardından yeniden kısa film yapmaya nasıl karar verdiniz?

Yaklaşık 20 yıl önce sinemayla, kısa filmlerle ilgileniyordum. O dönemde birtakım filmler yaptım. Bazı festivallerde de karşılık bulmuştu. Sonrasında hayat, sanata ilgimin farklı alanlara kayması derken oyunlarla uğraşmaya başladım, çocuk kitapları yazdım.

40 yaşında ise “Ben yüksek lisans yapmak ve akademisyen olmak istiyorum” diye bir karar aldım. Bir zaman sonra üreten değil, öğreten kısma da geçmek istiyorsunuz.

Yüksek lisansa başladığımda verilen görevlerden biri film yapmaktı. Genelde bu süreçte filmlere başlanır, not alınır ama bitirilmez. Ben “Bunu bitireceğim” dedim.

Tam o sırada Anadolu Üniversitesi Açıköğretim’de yapay zekâyla üretim yapan bir birimde çalışıyordum. O bilgiyle bu ihtiyaç birleşti. “Yapay zekâyla bir kısa film yapabilir miyim?” diye düşündüm.

Eskiden aldığımız sinema eğitimini bugünkü tecrübeyle birleştirdim ve ortaya bir şey çıktı.

Ama şunu bilmiyorsunuz: “Ben çağı yakalayabildim mi? Eski bir film mi yaptım?” Çünkü uzun zamandır kısa film dünyasını yakından takip etmiyordum. Belki takip etmemenin insana açtığı bir özgürlük alanı da var. Hiçbir şeyden haberiniz yok ve kendiniz için yepyeni bir film yapıyorsunuz.

Film bittiğinde prestijine en çok güvendiğim yarışmalardan başlayayım dedim ve Altın Koza’ya gönderdim. Altın Koza’yı sanatsal seçkisindeki hassasiyeti ve kalitesiyle biliriz. Dönüş almak kariyerimin kenarına eklenen çok güzel bir motif oldu.

“Lekesiz”in hikâyesi nasıl doğdu?

Yaptığım işlerde, oyun veya çocuk kitabı fark etmeksizin, bir metodoloji üzerinden ilerlerim. Bir konsept ve problem belirlerim. Sonra “Bundan nasıl bir film çıkar?” diye düşünmeye başlarım.

Burada kendime “kusursuzluk” kavramını seçtim. “Bu kusursuzluk denilen kavram nedir? İnsanlar bugün buna nasıl bakıyor? İçinde yaşadığımız toplumda bunun karşılığı ne?” diye düşündüm.

Sonra taşlar Lego gibi birbirini karşılamaya başladı ve bir yapı oluştu. Ondan sonrası, oluşan senaryo taslağını nasıl geliştireceğim ve hangi görsellerle daha iyi anlatacağım gibi teknik tercihlere dönüştü.

Filmin üretiminde yapay zekâyı nasıl kullandınız?

Yapay zekâyla film üretirken tamamen yapay zekâ kullanmak veya hibrit bir yapı kurmak gibi tercihler var. Ben hibrit yapı kurmayı tercih ettim.

Çünkü bugün yapay zekânın ürettiği görseller yoğun biçimde kullanıldığı için filmimin onlara benzemesini istemedim. Bir yerde ayrışması gerekiyordu ve bu ayrışmayı insan sağlayacaktı.

“Çizimlerini sen yap, karakter tasarımlarını yapay zekâya tanıt ve o stilde çoğaltmalarla işi çöz” dedim.

Biraz yapay zekânın müdahalesi, biraz benim çizgimin varlığından doğan müdahale birleştiğinde daha önce görülmemiş yeni bir görsel oluşacağına inandım.

Karakterleri ve filmde izlediğimiz bütün görselleri ben çizdim. Sonrasında yapay zekâ ortamında eksiklerini ve ihtiyaçlarını tamamladım.

Ortaya insan mı yapmış, yapay zekâ mı yapmış kolay ayrılamayan hibrit bir yapı çıktı.

Altın Koza Finalisti Mustafa Savaş Yapay Zekâ Değil, Onu Kullanan Sinemacı Rakibiniz Olacak (3)-1

İnsan emeğini özellikle üretimin içinde tutmanızın nedeni neydi?

Ben bunun yapay zekâ kullanımında daha doğru bir taraf olduğuna inanıyorum. İnsanın sanata etkisinin zarar göreceğine ilişkin bir kaygı var. Ama sen kendini denklemden çıkarmadığın sürece sanatçı olarak yapay zekâ sana sadece yardımcı olacaktır.

Biz kendimizi denklemden ne kadar çok çıkarırsak yapay zekâ sanatı o kadar birbirine benzeyen, birbirinin tekrarı bir şeye dönüştürecektir.

“Lekesiz”i yapay zekâ olmadan üretseydiniz nasıl bir ekibe ihtiyaç duyardınız?

Kısa film ölçeğinde çalıştığım için senaryoyu yazmak, karakterleri çizmek ve kurguyu yapmak gibi işleri genellikle kendim hallediyorum.

Ama animasyon kısmına gelince iş çok yoğun bir emek gerektiriyor. Sürekli aynı şeyi çizmeniz, aynı görevleri tekrar tekrar tamamlamanız gerekiyor. Orada “Keşke bir animasyon ekibim olsa” diyorsunuz.

Belki iki çizgi film canlandırma uzmanıyla bu bölüm çözülebilirdi. Bir de filmin yüzde 50’si sestir derler. Müzik, efekt, diyalog ve seslendirme ihtiyaçları var. Bunları da profesyonel hizmet olarak aldığınızı düşündüğünüzde 5-6 kişilik bir ekibe ulaşmanız gerekir.

Bunun bir de maddi karşılığı var. “Pahalı” anlamında söylemiyorum, profesyonel hizmetin bir ederi var. Bunu karşılayabilecek bir yapımcınız yoksa film yapamaz hale gelebiliyorsunuz.

Altın Koza Finalisti Mustafa Savaş Yapay Zekâ Değil, Onu Kullanan Sinemacı Rakibiniz Olacak (2)

Film ne kadar sürede tamamlandı?

Fikrin doğuşundan itibaren sayarsak çok daha uzun ama “başladım” dediğim noktadan itibaren yaklaşık üç ay sürdü.

Tabii bütün emeğim burada değildi. Normal mesainiz bittikten sonra, akşam eve gittiğinizde çalıştığınız bir süreçten bahsediyoruz. Bütün işi yalnızca bu olan bir insan böyle bir filmi iki haftada bitirebilir.

Peki geleneksel yöntemlerle?

Tek başıma bütün canlandırmaları da yapacak olsaydım altı ayı çok geçerdi.

Üstelik yorulursunuz. Sürekli aynı şeyleri çizmeniz, kusursuzu aramanız ve düzgün iş çıkarmaya çalışmanız gerekir.

Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği'nden Çukurova Üniversitesi'nde karma sergi
Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği'nden Çukurova Üniversitesi'nde karma sergi
İçeriği Görüntüle

Film yapılırken yapay zekâ bile değişti

Savaş’ın anlattıkları, yapay zekâ alanındaki değişimin hızını da ortaya koyuyor. “Lekesiz”in birkaç aylık üretim sürecinde kullandığı teknoloji dahi filmin başıyla sonu arasında gelişti.

İstediğiniz görüntüyü elde etmek için çok fazla deneme yapmak zorunda kaldınız mı?

İlk başladığım zamanla filmi bitirdiğim zaman arasında üç-dört aylık süre var. O arada bile yapay zekâ o kadar gelişti ki...

İlk başta çok fazla iterasyon yapmak zorunda kalıyordum. Sinir bozan sonuçlar çıkıyordu. Sona doğru iş o kadar kolaylaştı ki “Baştaki sahneleri acaba değiştirsem mi?” diye düşündüm.

Ama o zaman sonsuz bir döngüye giriyorsunuz. Siz filmi yaparken teknoloji gelişiyor, siz tekrar değiştiriyorsunuz.

Bir noktadan sonra “Bu film kusuruyla, yanlışıyla ve dönemiyle imzalı kalsın” dedim. O dönemin yapay zekâsının yapabildikleri de burada bir kayıt. Bir anlamda belge.

Bir tarafta küçük bütçeli bağımsız sinemacılara daha önce ulaşamayacakları imkânlar sağlıyor, diğer tarafta bazı sinema emekçilerinin yaptığı işleri üstleniyor. Yapay zekâ sinemayı demokratikleştiriyor mu, istihdamı mı daraltıyor?

İkisi de gerçek. Evet, demokratikleştiriyor. İlk filminizi yapıyorsanız, bütçeniz azsa veya hayallerinizi gerçeğe dönüştürmek neredeyse imkânsızsa yapay zekâ size çok yardım ediyor.

Çok iyi olması dahi gerekmeyen bir bilgisayarla, hayal gücünüzle istediğiniz şeyleri canlandırmaya başlayabiliyorsunuz.

Eskiden film yapmayı hayal dahi edemeyecek biri birkaç küçük denemeden sonra “Ben de film yapabilirim” diyebilir.

Ama sinematografi bilginiz yoksa, kamera, açı, çekim veya planların birbirini nasıl takip edeceği gibi temel kuralları bilmiyorsanız sonuç çok iyi olmayabilir.

Bu temel eğitimi aldıktan sonra ise önünüze büyük bir özgürlük alanı açılıyor.

Peki sinema emekçileri açısından?

Sektörel açıdan baktığımızda bu işin emekçileri vardı. İşlerine değer katıyorlardı. Bugün o insanları kullanmıyorsunuz ama yarın ihtiyaç duyduğunuzda onların haleflerini bulamayabilirsiniz. Çünkü mevcut ustalar emekli olmuş, yeni ustalar ise yetişmemiş olabilir.

Alt kısımları besleyen yapıların zarar görme ihtimali var. Ama insanlık her gelişme aşamasında buna benzer kayıplar yaşasa da bir şekilde yöntemini buluyor. Burada da bulacağını düşünüyorum.

Belki o ustalar başka bir biçimde kendilerini var ederek sektöre yardımcı olmaya devam edecekler.

Altın Koza Finalisti Mustafa Savaş Yapay Zekâ Değil, Onu Kullanan Sinemacı Rakibiniz Olacak (2)-1

“Ya bu trene bineceksin ya binmeyeceksin”

Savaş, bu dönüşümün yalnızca başkaları için değil kendisi için de geçerli olduğunu söylüyor.

“Ben çizgi filmci olarak elimle yapmaktan vazgeçip yapay zekâyla yapmaya karar verirken de bu dönüşüm arzusu var” diyen Savaş, teknolojik değişim karşısındaki tercihi şu sözlerle anlatıyor:

“Yapay zekâ tam olarak böyle bir karar. Ya bu trene bineceksin ya da binmeyeceksin. Sonra yol devam ediyor.”

Yapay zekâ görüntüyü, sesi ve müziği üretebildiğinde araç ile yaratıcı arasındaki sınır nerede başlıyor?

Yönetmenin aldığı kararlar vardır. Oyuncunun nasıl bir ruh halinde olacağı, kameranın hangi ayarla ve hangi açıdan bakacağı gibi birçok karar...

İnsan olarak bu kararları vermeyip yapay zekâya “Böyle bir sahne istiyorum, hangi açıdan daha güzel olur?” diyorsanız kendinizi biraz dışarı çıkarmış oluyorsunuz.

Belki sizden daha usta insanların fikirlerinden hareketle daha iyi sonuçlar alırsınız.

Ama insan, hatalı kararıyla diğer insanları şaşırtmayı başarıyor çoğu zaman.

Sanat zaten hata yapmaktır. Hata yapılır ve o hata o kadar güzel bir hatadır ki ona üslup derler. Kendinizi orada tutmanın bir yolunu bulmalısınız. Tekrarlanan işleri yapay zekâya yaptırmak; yaratıcı işlerde ise onu bir asistan veya danışman gibi kullanmak gerekiyor.

Setsiz, kamerasız ve bazı durumlarda oyuncusuz film üretilebiliyorsa yönetmenlik kavramı değişiyor mu?

Yapay zekâyla birlikte yönetmenliğin metodolojisi değişiyor. Ama bu zaten her video üretim tekniğinde değişen bir şey. Animasyon yapan yönetmenin yöntemleriyle canlı çekim yapan yönetmenin yöntemleri aynı değil.

Yapay zekânın da kendine özgü bir yönetme biçimi var. İşi yönetmenlikten uzaklaştırmıyor. Aksine sizi yalnızca yönetmenliğe itiyor.

Yapay zekâ sizin için birçok işi yaptığı için size sadece yönetmenlik kalıyor. Bir bilgisayarı yönetiyorsunuz ve filminizi o şekilde yönetiyorsunuz.

Gelecekte yapay zekâ yönetmenliği de yapabilir mi?

Yapay zekâ bizim yönetmenlik tavırlarımızı veri olarak içeri alıp çok iyi taklitler yapabilir. Ama insan da taklit eden bir varlık. Biz de farklı yönetmenleri izliyor ve etkileniyoruz. Burada işler karışıyor: İnsan taklit edince güzel de yapay zekâ taklit edince mi ayıp?

Ancak insan konusunda bir şeyden eminiz: Mutlaka hata yapacak ve o hatadan bir farklılık çıkacak.

Yapay zekâ için bundan henüz emin değiliz. Bir gün “Artık yönetmenlik yapmanıza gerek yok; hayal edin, diğer taraftan film çıksın” denildiğinde sıra dışı işler izleyeceğiz. Ama insanların yaptığı filmleri de izlemeye devam edeceğiz. Hatta onların değeri artacak.

Birisi “Ben kameramı aldım, hiçbir yapay zekâ kullanmadım” diyerek bununla övünecek. Biz de onu merak edeceğiz. Bu eskimez. Sadece değeri artar.

Altın Koza Finalisti Mustafa Savaş Yapay Zekâ Değil, Onu Kullanan Sinemacı Rakibiniz Olacak (4)

Bir sanatçının eserinin veya görsel üslubunun yapay zekâ tarafından öğrenilmesinin sınırı nerede olmalı?

Yapay zekânın verileri tam olarak nereden çektiği, nasıl ilişki kurduğu ve önümüze nasıl servis ettiği her yönüyle açıklanmış değil.

İnsan olarak biz de başka sanatçıların eserlerine bakıyoruz. Araştırıyoruz, etkileniyoruz ve farklı ilişkiler kuruyoruz.

Ama yapay zekâ bunu yaptığında gerçek bir telif problemi ortaya çıkıyor çünkü bunu çok iyi yapıyor. Birebir alabilecek noktaya gelebiliyor.

Birinin emeği söz konusu. Ben kendimi temiz alanda tutmak için şunu öneriyorum; Kendin çiz ve kendin üret.

Ben de internete görsellerini koyan bir sanatçıyım. Yarın birileri “Mustafa ilk günlerde bu işi yapanlardandı ama yazıp yapay zekâdan aldı” demesin diye kendi elimle çizdim.

Hem olumsuz bakışa maruz kalmamak hem de doğru tavrın bu olduğuna inandığım için bunu yaptım.

“İnsan işin içinde var olmalı”

Savaş’a göre yapay zekâ üretiminde sanatçının varlığı yalnızca sembolik olmamalı.

“İnsan işin içinde yüzde 60 var olmalı, yüzde 40 yapay zekâ olabilir” diyen Savaş, oranların değişebileceğini ancak temel meselenin insanın yaratıcı sürecin dışına çıkmaması şu cümlelerle vurguluyor:

“Yüzde 20 bile olsa var ol. Sadece senaryoyu yazıp bu işin içinden çıkma.”

“Lekesiz” ile Altın Koza’da finalist olmak sizin için ne ifade ediyor?

Burası benim için hem duygusal hem çok keyifli. Yıllarca filmle uğraşmışsınız, bir şeyler olmuş ama arzu ettiğiniz o payeleri alamamışsınız. Bunlar zamanla insanın içinde kırılganlıklara dönüşüyor. 40 yaşın verdiği yorgunluk da bununla birleşiyor. Hâlâ film üretmeyi seviyorsunuz ama bir süre sonra dünyanız kararmaya başlıyor. “Bunun hiçbir karşılığı olmayacak herhalde” diyorsunuz.

Sonra bir anda böyle bir şey oluyor. Benim için çok onore edici, çok tedavi edici bir şeydi.

Kısa filmcilerin gezindiği karanlık bir kuyu düşünün. Sanki biri geldi ve “Mustafa, biraz da aydınlıkta gez” dedi.

Yeniden film yapma arzum iki birim kaldıysa bir anda on birime çıktı. Seçkiye girmek, filmin o katalogda değerli filmlerle birlikte anılması bile çok motive ediciydi.

Bir de buraya geldiğinizde sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşamış insanlarla karşılaşıyorsunuz. Onların sinemayla kurduğu ilişkinin de sizin yolunuza benzediğini görüyorsunuz.

Türkiye’de Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması’na bu kadar yoğun ilgi bekliyor muydunuz?

Şaşırmadım. Türkiye yapay zekâyı yoğun biçimde kullanıyor. Çok tartışıyoruz, çok ciddiye alıyoruz. Türkiye bu işi sevdi.

Biz meraklı bir toplumuz. Yeni çıkan bir şeye bakıyoruz. Sinemacımız için de bu böyle. Final seçkisindeki filmleri izlediğimde de çok mutlu oldum. Eli yüzü tutarlı, düzgün ve emek verilmiş işlerdi.

Altın Koza Finalisti Mustafa Savaş Yapay Zekâ Değil, Onu Kullanan Sinemacı Rakibiniz Olacak (1)

Altın Koza gibi köklü bir festivalin yapay zekâ filmlerine ayrı yarışma açması ne ifade ediyor?

Türkiye’nin köklü bir sinema etkinliğisiniz ve buna yer açıyorsunuz. Bu, geçmişle gelecek arasındaki köprüyü kurmayı hak ettiğinizi gösteriyor.

Sinemanın yeni şekline saygı duyup onu köprünün yeni ayağı haline getiriyorsunuz. Sonraki yenilik geldiğinde onu da alarak devam edeceksiniz.

Doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki diğer etkinliklere de ilham olacaktır. Çünkü buna sırt çevirmek yalnızca belli bir zamana kadar mümkün.

Altın Koza burada tetik davranmış ve öncü olmuş.

Yapay zekâ filmlerinin ayrı kategoride değerlendirilmesi doğru mu?

Bugün için evet. Yapay zekâyla yapılan işlerin teknik olarak belirgin avantajları ve dezavantajları var. Bu nedenle bugün ayrı tutulması mantıklı.

Ama yarın bütün filmlerin içerisinde küçük küçük yapay zekâ düzeltmeleri olacak.

Birisi “Ben canlı aksiyon film çektim” diyecek ama bakacaksınız bir sahnedeki horozu yapay zekâyla üretmiş.

Şimdi bu yapay zekâ filmi mi, gerçek film mi? “Ben azıcık kullandım” diyecek. Bunun ölçüsünü kim belirleyecek? Bir süre sonra bunlar iç içe geçecek.

On yıl sonra sinema setinde hangi mesleklerin değişeceğini düşünüyorsunuz?

Animasyon ilk darbeyi alan sektörlerden biri olabilir. İllüstrasyon da öyle.

Tamamen yok olmayacaklar. Bugünkü ustalar mesleklerini yapmayı sürdürecektir ama yeni ustaların yetişmesinde problem oluşabilir.

Bazı setler daha az kurulacağı ve daha az bütçe ayrılacağı için o büyük prodüksiyonların çevresinde oluşan bütün ekosistem de küçülebilir. Yakın vadede hiçbir mesleğin tamamen yok olacağını düşünmüyorum.Hepsi biraz küçülecek, değişecek ve dönüşecek.

Röportajımızın sonunda Mustafa Savaş’a başından beri peşinde olduğumuz soruyu yöneltiyoruz:

Yapay zekâ sinema emekçisinin rakibi mi, çalışma arkadaşı mı?

Savaş bir süre düşünüyor ve meselenin teknolojiden çok ekonominin yapay zekâyla kuracağı ilişkide düğümlendiğini söylüyor. Şirketlerin mümkün olan en düşük maliyetle “yeterince iyi” görüntü isteyeceğine dikkat çekiyor.

Ve ardından şu yanıtı veriyor:

“Benim çalışma arkadaşım, bir noktadan sonra benim rakibime dönüşecektir.”

Savaş, gelecekte rekabetin insan ile makine arasında değil, yapay zekâyı kullananlarla kullanmayanlar arasında yaşanacağına dikkat çekti.

Muhabir: Sevil Çakmak