Modern dünyanın hızla değişen yapısında aile içi iletişim neden zayıflıyor? Bütünsel Sufi Koç Ceren Özyüksel Ademci, Toros TV ekranlarında moderatör Yener Ekinci’nin sorularını yanıtlarken; çocukların yalnızca akademik değil, manevi olarak da beslenmesi gerektiğini vurguladı. Ademci’ye göre bugün çocukların en büyük ihtiyacı; görülmek, dinlenmek, anlaşılmak ve sevgiyle bağ kurabilmek…

Bugünün dünyasında evlatlarımızı kazanmak neden bu kadar zorlaştı?

Her dönemin bir imtihanı olmuş. Dünya her zaman çeşitli süreçlerden geçmiş. Allah her zaman kullarını farklı durumlarla bazı imtihan süreçlerine almış. Dünya değişiyor, insan değişiyor, imtihanların çeşitleri de değişiyor. Ama şeytan aynı şeytan. Biz anne babalar olarak, dünyanın bu değişim hızına ayak uyduramayabiliyoruz. Gençlerin dilini yakalamada, gençlerin ruh hâllerini çözebilmede kimi zaman çaresiz kalabiliyoruz. Çünkü çok büyük bir bilgi bombardımanı çağında yaşıyoruz. Her şey elimizin altında ama buna rağmen çocuklarımızla nasıl iletişim kuracağımızı bazen bilemiyoruz. Kimi zaman onlarla kuracağımız iletişimde zorlanıyoruz ve ailede örneklik sunmada ne yazık ki hatalara düşüyoruz. Konuşması kolay; ama uygulaması zor. Ben bunu bir anne olarak da söylüyorum. Seminer vermek kolay ama gelin bunu aile içerisinde uygulayın dediğinizde hepimiz zorlanıyoruz. Bugün en büyük problem şu: Anne babalar başka bir çağın insanı, çocuklar başka bir çağın insanı. O radyo çağında doğdu, bu sosyal medya çağında doğdu. Aynı frekansta buluşmakta zorlanıyoruz. Ve ne yazık ki bugün yetişen bir “ben nesli” var. Popüler kültürün, kapitalizmin, sosyal medyanın beslediği; yalnızca kendisini merkeze koyan bir nesil… Bu nesil hayatın anlamı sorusuna cevap veremiyor. Asıl problem burada başlıyor: Çocuklarımızın akıllarını besliyoruz ama kalplerini ihmal ediyoruz. Yemelerine, içmelerine, eğitimlerine zaman ayırıyoruz ama yüreklerini ihmal ediyoruz.(Maraş’ta evladını kaybeden babanın söyledikleri: ”Sadece Bedeni beslenmiş ama ruhu aç kalmış” Bunun faturası da ergenlikte ağır çıkıyor. Burada anne-babaya düşen ilk görev şudur:uyanmak, fark etmek ve yeniden niyet tazelemek.

Aile kavramını nasıl tanımlarsınız? Modern çağda aile neyi temsil etmeli?

Aile; insanın dünyada üzerinden geçerken, dünyanın çeşitli meşgaleleriyle karşılaşırken uğrayıp huzur bulduğu, rahmetiyle anne-babanın kuşattığı bir huzur yuvasıdır. Çocuk için aile; dış dünyanın kötülüklerinden korunmak için sığınılan bir sevgi alanıdır. Saygı alanıdır. Sabrın en çok yaşandığı yerdir. Şefkatin en yoğun hissedildiği yaşam alanıdır. Ve bunları öğrendiği ilk mekteptir. Çocuk dünyaya geldiğinde önce ailesinin gözünde kendini görür. Eğer o gözlerde değer, kabul ve şefkat görürse kendi varlığını da kıymetli hissetmeye başlar. Bugün devletler aile yılı ilan ediyor ama aileyi sadece aynı evde yaşamak olarak düşünemeyiz. Aile, “ben”den “biz”e dönüşebilmektir. Aileyi ayakta tutan temel şey de 5S’tir: Sabır, sadakat, sorumluluk, şefkat ve şükür. Bu 5S varsa Allah’ın izniyle istikamet bulamayacak evlat yoktur.

Karataş Balıkçı Barınağı Yatırımı Masaya Yatırıldı
Karataş Balıkçı Barınağı Yatırımı Masaya Yatırıldı
İçeriği Görüntüle

Ademci Evlat Kazanmanın Yolu Kalbe Dokunmaktan Geçiyor (1)

Anne-baba olmak için gerçekten hazır mıyız? Bu konuda neyi gözden kaçırıyoruz?

Her şeyin eğitimini alıyoruz. Ehliyet almak için bile kursa gidiyoruz ama anne-baba olmak için ne kadar hazırlanıyoruz? Mesela psikologlar artık evlilik olgunluk ölçekleri uyguluyor. Belediyelerin evlilik ve babalık eğitimleri var. Çünkü evlilik araba kullanmaktan daha kolay değil. İki farklı dünya bir araya geliyor. Ama biz çoğu zaman çocuk yetiştirmenin sadece maddi tarafına hazırlanıyoruz. Oysa çocuk yetiştirmek ruh yetiştirmektir. Biz çocuklarımızın eğitimine para döküyoruz ama onların gözünün içine bakmayı ihmal ediyoruz. Dinlemeyi ihmal ediyoruz. Merhametli bakışı ihmal ediyoruz. Bugün anne babaların çocuklarının gözlerinin içine bakma süresi 30 yıl önce 30 dakikayken, bugün 2-3 dakikaya düşmüş durumda. Bu çok acı bir verir. Çocuk sadece yemek, okul, kıyafet istemiyor. Bir sofranın etrafında toplanmayı istiyor. Hoş sohbet istiyor. Şefkat istiyor. Bu yüzden anne-baba olmak sadece biyolojik değil, ahlaki ve manevi bir sorumluluktur.

Çocuk yetiştirirken niyet neden bu kadar belirleyici? Çocuk yetiştirirken en büyük hata sizce nerede başlıyor?

Çünkü her şey niyetle başlar. İslam’da da her ibadetin başı niyettir. Anne-babalık da çok büyük bir ibadet bilinciyle ele alınabilir. Bence en büyük hata, çocuk yetiştirirken niyetin kaybolduğu yerde başlıyor. Bugün çocuklara çoğu zaman bir emanet gibi değil; başarı getirecek, aileyi gururlandıracak, gelecekte güvence sağlayacak bir “proje” gibi yaklaşabiliyoruz. LGS, TYT, AYT gibi sistemlerde çocuklar sürekli yarışıyor ve başarısız olduğunda kendisini değersiz hissetmeye başlıyor. Bazen anne babalar da farkında olmadan: “Stresi yönetemedin.”“Senden adam olmaz.” gibi yaklaşımlarla çocuğun ruhunda kırılmalar oluşturabiliyor. Halbuki mesele sadece başarı değil; istikamet, ahlak, merhamet ve karakterdir. Eğer çocuğa: “Yarın beni başarılarıyla onurlandıracak biri”gibi bakarsak, orada problem başlıyor. Ama:“Ben bu ümmete bir insan adıyorum.”diyebilirsek bakış açımız değişiyor. Bir başka önemli hata da çocukların sadece akıllarına yatırım yapıp kalplerini ihmal etmek. Eğitimine, kurslarına, sınavlarına zaman ayırıyoruz ama gözünün içine bakmayı, dinlemeyi, onunla sohbet etmeyi ihmal edebiliyoruz. Sonra çocuk şunu hissetmeye başlıyor: “Ben sadece notlarım kadar mı değerliyim?” Bence çocuk yetiştirmenin özü burada: Önce anne baba kendi niyetini tazelemeli “Nasıl daha başarılı çocuk yetiştiririm?” değil; “Önce ben nasıl daha merhametli, daha güzel örnek olan bir insan olurum?” sorusunu sormalı ve niyetini tazelemeli.

Bugün çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey nedir?

Bugün çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey göz teması, merhametli bakış, dinlenmek, oyun, sohbet ve gerçek bağdır. 30 yıl önce, 90’lı yıllarda anne-babaların çocuklarının gözlerinin içine bakma süresi yaklaşık 30 dakikayken bugün bu zaman diliminin 2-3 dakikaya indiği ifade ediliyor. Bu çok sarsıcı bir şey. Çünkü çocuk, anne-babanın gözünde kendini bulur. Eğer anne-baba çocuğun gözünün içine merhametle bakmazsa, çocuk başka gözlerde değer aramaya başlar. Sosyal medyada, arkadaş çevresinde, sanal dünyada, bazen yanlış ilişkilerde… Çocuğun ihtiyacı sadece kaliteli okul değil. Sadece iyi kıyafet değil. Sadece iyi beslenme değil. Çocuğun ihtiyacı şudur:

“Beni görüyor musun?”
“Beni duyuyor musun?”
“Ben senin için değerli miyim?”

Bir sofranın etrafında toplanmak, hoş sohbet etmek, birlikte oyun oynamak, çocuğun gözlerine bakmak; bunlar küçük gibi görünen ama çocuğun ruhunda büyük izler bırakan şeylerdir.

Manevi sohbet ve tasavvufi ortamlar neden insanlara iyi geliyor?

Çünkü insan sadece akıldan ibaret değil. İnsan kalbiyle, ruhuyla, anlam arayışıyla insandır.Çok insan psikologlara gidip çözüm bulamıyor ama manevi sohbet ortamlarında huzur buluyor. Güzel bir örnek: Çok zengin, başarılı ama üç aydır antidepresan kullanan bir iş insanı manevi bir sohbet ortamına katılıyor ve “Benim buna ihtiyacım varmış. Ruhumu dinledim, hafifledim” diyor. Bu çok önemli. Çünkü bazen insanın sorunu sadece bilgi eksikliği değildir. İnsan bazen ruhunun duyulmasına, kalbinin dinlenmesine, anlamla temas etmeye ihtiyaç duyar. Tasavvufi sohbetlerin, manevi ortamların, zikir ve hatırlayışın etkisi burada ortaya çıkar. 1975 yılında ortaya atılan “Rahatlama Tepkisi” teorisinden de bahsediliyor. İnsan Allah’la bağını kuvvetlendirdiğinde psikolojik iyi oluşunun ciddi oranda artmaya başladığı ifade ediliyor. Çünkü kalp hatırladığında sakinleşir. İnsan kendi merkezine döner. Dağınık olan toparlanır. Hareketli olan sükûnete yaklaşır.

Mutlu ailelerin ve evliliklerin ortak yönleri nelerdir?

Amerika da , Nebraska Üniversitesi’nin bir araştırmasından bahsediliyor. Mutlu evliliklerin üç temel sebebi olduğu ifade ediliyor:

1-Birincisi, birlikte vakit geçirmek ve hoş sohbet etmek.
2-İkincisi, takdir ve övgü kelimelerini çok kullanmak.
3-Üçüncüsü, birlikte ibadet etmek ya da manevi bir ortaklık yaşamak.

Bu çok kıymetli bir çerçeve. Çünkü aile sadece görev paylaşımı değildir. Aile aynı zamanda duygusal ve manevi ortaklıktır. Eşler birbirlerinin huzur kaynağı olduğunda, çocuk da o huzurun içinde büyür. Allah’ın “huzur bulun” dediği eşle gerçekten huzur bulunabiliyorsa, o ev çocuk için de güvenli bir alan olur. Birbirini takdir eden, birlikte vakit geçiren, birlikte anlam üreten, birlikte ibadet eden ailelerde bağ kuvvetlenir. Bu bağ çocuğun ruhsal dayanıklılığını artırır. Çocuk o eve koşa koşa gelmek ister. Anne-baba da o eve koşa koşa dönmek ister. İşte böyle bir ev, modern dünyanın dağınıklığına karşı güçlü bir sığınak olur.

Teknoloji çocuklarımızı nasıl etkiliyor ve ne yapmalıyız?

Teknoloji bugün çocukların hayatında çok büyük bir yer kaplıyor. Ama mesele sadece ekran süresi değil; ekranın neyin yerini aldığıdır. Eğer ekran, annenin göz temasının yerini alıyorsa sorun büyüktür.
Eğer ekran, babayla oyunun yerini alıyorsa sorun büyüktür. Eğer ekran, aile sofrasının, sohbetin, kitabın, düşünmenin, üretmenin yerini alıyorsa sorun büyüktür. Bunun için çok güzel bir ifade var:
Teknoloji perhizi. Nasıl beden bazen fazla yemekten yorulur ve perhize ihtiyaç duyar; ruh da fazla uyarandan yorulur. Çocukların da ailelerin de teknoloji perhizine ihtiyacı var. Ama sadece “telefonu bırak” demek yetmez. Çocuğun ekran dışında anlamlı bir akış moduna ihtiyacı var. Oyun, üretim, sanat, spor, sohbet, kitap, doğa, güzel insanlarla temas… Bunlar çocuğun ruhunu besleyen alanlar. Ekranı azaltacaksak yerine hayat koymamız gerekir.

Gençler neden aileden uzaklaşıyor?

Gençler çoğu zaman şunu söylüyor: “Beni adam yerine koymuyorlar.” “Beni dinlemiyorlar.”
“Değerim notlarımla ya da eve getirdiğim maaşla ölçülüyor.” Bu çok önemli. Çünkü insan görülmek ister. Genç de görülmek ister. Eğer genç evde sadece başarısı, notu, davranışı veya kazancı üzerinden değerlendiriliyorsa, zamanla kalbini kapatır. Burada ailelerin gençlerin dilini yakalaması gerekiyor. dayatma ile sadece nasihatle, sadece eleştiriyle genç kazanılmaz. Çok önemli bir uyarı: Mevlânâ’nın düşüncelerini alabilirsiniz ama Mevlânâ’nın kıyafetini bugüne aynen taşımaya çalışırsanız karşınızda bir duvar bulabilirsiniz. Yani özü koruyup dili yenilememiz gerekir. Gençlere şekil dayatmak yerine anlam sunmak gerekir. Korkutmak yerine dinlemek gerekir. Yargılamak yerine şahitlik ettirmek gerekir.

Tasavvuf, modern dünyada evladı kazanmak için nasıl bir kaynak olabilir?

Modern dünyada çocukların ve gençlerin manevi kaslarını geliştirmek istiyorsak sadece bilgi vermek yetmez. Üç temel kapıya ihtiyacımız var:

Müşahede / Şahitlik:
Çocuğu güzelliğe, iyiliğe, merhamete, emeğe ve anlamlı yaşantılara şahit tutmak. Çünkü çocuk sadece söyleneni değil, yaşananı alır.

Muhakeme:
Çocuğun aklını çalıştırmasına, soru sormasına, düşünmesine, sebep-sonuç ilişkisi kurmasına alan açmak. Sadece itaat eden değil, anlamlandıran bir genç yetiştirmek.

Mükaşefe:
Kalbin açılması, hakikati daha derinden sezmesi ve insanın kendi varlık anlamıyla buluşması. Genç, sadece bilgiyle değil; kalbinin aydınlanmasıyla istikamet bulur.

Bu yüzden tasavvuf burada sadece teorik bir bilgi değil; çocuğu ve genci müşahededen muhakemeye, muhakemeden mükaşefeye taşıyan bir iç yolculuktur. Modern dünyada evladı kazanmak istiyorsak, onun sadece zihnine değil, kalbine de yol bulmalıyız.

Muhabir: Yener Ekinci