Adana’da trafiğe çıkmak, yalnızca bir yerden bir yere gitmek değildir. Aynı zamanda sabrın, öfkenin, aceleciliğin ve tahammülsüzlüğün açık bir sınavıdır. Sabah işe yetişme telaşıyla başlayan yolculuklar, akşam eve dönme yorgunluğuyla daha da sertleşir. Ve bu şehirde direksiyon başına geçen herkes, nedense kendini en haklı tarafta görür.
Bir kavşakta yol vermeyen sürücü de haklıdır kendince.
“Zaten sıra bana gelmişti” der.
Yaya geçidinde adımını atan da haklıdır.
“Bu yol sadece araçların değil” diye düşünür.
Motosikletli sıkışıp kaldığı aralıklardan geçerken haklıdır.
“Başka türlü ilerleyemiyorum” diye savunur kendini.
Herkesin gerekçesi vardır.
Ama kimsenin bir başkasının gerekçesini dinlemeye niyeti yoktur.
Bir saniyelik gecikme, büyük bir krize dönüşebilir. Korna sesleri yükselir, el kol hareketleri başlar, camlar açılır. Trafik kuralları yerini kişisel hesaplaşmalara bırakır. O an artık mesele yol değildir; “kim daha haklı” tartışmasıdır.
Adana trafiğinde sinyal vermek bir alışkanlık değil, bir tercihtir. Kırmızı ışıkta durmak bazen “akıllılık”, bazen “enayilik” olarak görülür. Kurallara uyanlar aceleci kalabalığın arasında sıkışıp kalır. Kuralsızlık ise zamanla normalleşir.
Oysa trafik, bir şehrin toplumsal fotoğrafıdır.Nasıl konuştuğumuzu, nasıl beklediğimizi, nasıl öfkelendiğimizi gösterir.
Adana trafiğine bakınca; sadece araç yoğunluğu değil, birikmiş yorgunluk da görünür. Geçim sıkıntısı, stres, belirsizlik ve sabırsızlık; hepsi direksiyon başında kendine yer bulur.
Korna artık bir uyarı aracı değildir.
Biriken sinirin dışa vurumudur.
Bağırmak iletişim,
Sıkıştırmak çözüm,
Üste çıkmak kazanım gibi algılanır.
En güçlü olanın geçtiği, en sabırsız olanın kazandığı bir düzen oluşur. Bu düzen içinde empatiye yer kalmaz. Oysa yol vermek birkaç saniyedir; ama vermemek, bazen bir öfke zincirinin başlangıcıdır.
Trafik, aslında birlikte yaşamanın provasıdır.
Orada saygı yoksa sokakta da zor bulunur.
Orada sabır yoksa hayatta da eksilir.
Belki de Adana trafiğinde yaşananlar, yolların değil; insanların daraldığını gösteriyor. Kimse beklemek istemiyor, kimse geri durmak istemiyor. Çünkü herkesin içinde bir yerlere yetişme telaşı var. Ama nereye yetiştiğimizi çoğu zaman biz de bilmiyoruz.
Adana trafiğinde herkes haklı olabilir.
Ama biraz daha yavaşlasak, biraz daha durabilsek, biraz daha birbirimizi görsek…
Belki de bu şehir, korna seslerinden çok insan sesleriyle nefes alırdı.