Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Sefa Okar, kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelede koruyucu hekimliğin önemine dikkat çekti.
TÜİK’in 2025 verilerinde, Türkiye’deki ölümlerin yüzde 34,7’sinin dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığı görülüyor. Bu hastalıklar, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor.
Bu oranın yılda yaklaşık 170 bin, günde ise 470 kişinin hayatını kaybetmesi anlamına geldiğini belirten Okar, şöyle konuştu:
“Ülkemizde yaklaşık her üç dakikada bir kişiyi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle kaybediyoruz. En sık karşılaştığımız sorunların başında koroner arter hastalıkları, yani kalbi besleyen damarlardaki daralma ve tıkanıklıklar geliyor. Ancak asıl önemli olan, hastalık ortaya çıkmadan önce riskleri belirlemek ve gerekli önlemleri almak.”
Şikâyet olmasa da kontroller önem taşıyor
Ailesinde kalp krizi, damar tıkanıklığı veya inme öyküsü bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrolünden geçmesi gerektiğini vurgulayan Okar, şikâyeti ya da aile öyküsü olmayan bireylere de 40 yaşından itibaren tansiyon, kan şekeri ve kolesterol kontrolü önerdi.
Sağlık Bakanlığının bilgilendirmelerinde de 40 yaş ve üzerindeki bireylerin aile hekimlerine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesi yaptırabileceği belirtiliyor.
Okar, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanılabileceğini, e-Nabız üzerinden yapılan kardiyovasküler risk değerlendirmelerinin de kişilerin riskleri hakkında fikir edinmesine yardımcı olduğunu söyledi.
Çukurova’nın beslenme alışkanlıklarına dikkat çekti
Toplumun yaklaşık beşte birinin obezite sınırlarında bulunduğunu ifade eden Okar, erkeklerin yüzde 83’ünün, kadınların ise yüzde 90’ının önerilen düzeyde fiziksel aktivite yapmadığını belirtti.
Özellikle Çukurova Bölgesi’ndeki beslenme alışkanlıklarına dikkat çeken Okar, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kebaplar, hamur işleri ve yağlı yiyecekler kültürümüzün önemli bir parçası. Ancak özellikle doymuş yağlardan, aşırı karbonhidrat tüketiminden ve işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Porsiyon kontrolünü sağlamalı, sebze ve meyve tüketimini artırmalı, düzenli egzersizi hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz.”
Hazırlıksız halı saha maçlarına uyarı
Haftada dört-beş gün düzenli aerobik egzersiz öneren Okar, uzun süre hareketsiz kalan kişilerin aniden yoğun ve rekabetçi sporlara yönelmesinin risk oluşturabileceğini söyledi.
Özellikle 40 yaş üzerindeki erkeklerde yaygın olan halı saha maçlarına ilişkin Okar, şu uyarıda bulundu:
“Hafta boyunca hiç egzersiz yapmayan kişilerin haftada bir kez yüksek tempolu halı saha maçına çıkmasını önermiyoruz. Bu tür ani ve yoğun fiziksel aktiviteler nabzı ve kan basıncını hızla yükseltebilir. Özellikle altta yatan kalp hastalığı bulunan kişilerde ciddi sorunlara yol açabilir.”
Gıda takviyelerini bilinçsiz kullanmayın
Protein tozları ve çeşitli gıda takviyelerinin bilinçsiz kullanılmaması gerektiğini belirten Okar, içeriği bilinmeyen ürünlerin kalp ve böbrek sağlığı açısından risk oluşturabileceğini ifade etti.
Takviye kullanımı sonrasında çarpıntı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma şikâyetleriyle başvuran hastalarla karşılaştıklarını anlatan Okar, bu ürünlerin hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamasını önerdi.
Kolesterol tedavisini kendi kararınızla bırakmayın
Kolesterol ilaçlarına yönelik yanlış inanışların yaygın olduğunu söyleyen Okar, özellikle kalp krizi veya inme açısından yüksek risk taşıyan hastaların tedavilerini kendi kararlarıyla bırakmamaları gerektiğini vurguladı.
Bazı hastaların yan etki endişesiyle ilaçlarını bıraktığını belirten Okar, şöyle konuştu:
“Ancak daha önce kalp ve damar hastalığı geçirmiş, inme riski yüksek veya LDL kolesterol düzeyi çok yüksek olan hastalarımızda ilaç tedavisi hayati önem taşıyabilir. Tedavi kararı mutlaka hastanın risk durumuna göre hekim tarafından verilmelidir.”
“Kebabımızı da yiyelim ama porsiyonumuzu azaltalım”
Düzenli tansiyon ölçümü, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durma, kilo kontrolü ve fiziksel aktivitenin önemini hatırlatan Okar, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Genetiğimizi değiştiremeyiz, ancak değiştirebileceğimiz çok şey var. Tansiyonumuzu ölçtürelim, yüksekse takip edelim. Beslenmemizi düzenleyelim, hareketsiz kalmayalım, yürüyelim. Adana’da yaşıyoruz; narenciyemiz, narımız, sağlıklı beslenmemize katkı sağlayacak pek çok ürünümüz var. Kebabımızı da yiyelim ama porsiyonumuzu azaltalım. Kalbimizi korumak bizim elimizde.”





