Adana Sanatı Seviyor Ama Cüzdanına Yeniliyor

Adana denince akla önce sıcak gelir, kebap gelir, portakal çiçeği gelir. Oysa bu kent aynı zamanda sanatın da şehridir. Yıllardır tiyatroları, konserleri, festivalleri ve yetiştirdiği sanatçılarıyla Türkiye'nin kültür hayatına yön veren şehirlerden biri olmuştur.

Abone Ol

Adana denince akla önce sıcak gelir, kebap gelir, portakal çiçeği gelir. Oysa bu kent aynı zamanda sanatın da şehridir. Yıllardır tiyatroları, konserleri, festivalleri ve yetiştirdiği sanatçılarıyla Türkiye'nin kültür hayatına yön veren şehirlerden biri olmuştur. Ancak bugün Adana'da sanatseverlerin önünde görünmez bir engel yükseliyor: ekonomik şartlar.

Tiyatro, toplumun aynasıdır derler. İnsan hikâyelerini sahneye taşır, düşündürür, sorgulatır, bazen güldürür bazen de gözyaşı döktürür. Ancak son yıllarda tiyatro salonlarının kapısından içeri girmek, birçok vatandaş için giderek zorlaşan bir lükse dönüşüyor

Bir tiyatro bileti artık birçok vatandaş için lüks harcama kalemleri arasında yer alıyor. Özel tiyatroların sahnelediği oyunlara gitmek isteyen dört kişilik bir ailenin sadece bilet için ödeyeceği rakam bazen binlerce liraları buluyor. Buna ulaşım ve diğer giderler de eklendiğinde kültür sanat etkinliği, dar gelirli aileler için hayal olmaktan öteye geçemiyor.

Oysa sorun vatandaşın sanata ilgisiz olması değil. Tam tersine Adana halkı sanatı seviyor. Bunu festivallerde, açık hava etkinliklerinde ve ücretsiz konserlerde görüyoruz. Ne zaman halka ulaşılabilir bir etkinlik sunulsa meydanlar dolup taşıyor. Demek ki mesele ilgi değil, erişim meselesi.

Peki özel tiyatrolar neden pahalı?

Çünkü onlar da ayakta kalma savaşı veriyor. Salon kiraları artıyor, elektrik faturaları yükseliyor, dekor ve kostüm maliyetleri katlanıyor. Oyuncusundan teknik ekibine kadar herkes geçim derdinde. Devlet desteğinin sınırlı kaldığı, sponsorlukların yetersiz olduğu bir ortamda tiyatrolar çareyi bilet fiyatlarını artırmakta buluyor. Ancak her zam yeni bir seyirci kaybı anlamına geliyor.

Bu noktada yerel yönetimlere, kamu kurumlarına ve özel sektöre önemli görevler düşüyor. Daha fazla ücretsiz ya da düşük ücretli etkinlik düzenlenmesi, özel tiyatrolara verilen desteklerin artırılması ve kültür sanatın daha geniş kitlelere ulaştırılması gerekiyor. Çünkü sanat yalnızca sahnedeki oyuncuların değil, o salonda oturan her vatandaşın da hakkıdır.

Burada asıl sorgulanması gereken konu şu: Bir kentte insanlar tiyatroya gitmek için bütçe hesabı yapmak zorunda kalıyorsa, kültür sanat politikaları yeterince başarılı sayılabilir mi?

Adana gibi sanatla anılan bir şehirde tiyatro salonlarının boş kalması sadece özel tiyatroların sorunu değildir. Bu, kentin kültürel yaşamının da alarm vermesi anlamına gelir. Çünkü sanatın olmadığı yerde düşünce fakirleşir, eleştiri zayıflar, toplumsal gelişim yavaşlar.

Sanatın Kapısı Açık, Bilet Gişesi Kapalı

Bugün birçok genç sinema, tiyatro ya da konser yerine evde kalmayı tercih etmiyor; buna mecbur bırakılıyor. Öğrenciler, emekliler ve dar gelirli vatandaşlar kültür sanatın doğal izleyicisi olmaktan uzaklaşıyor. Sanat ise belli bir gelir grubunun ulaşabildiği bir etkinliğe dönüşüyor.

Oysa Adana'nın ruhunda paylaşmak vardır. Altın Koza günlerinde sokakların nasıl şenlendiğini, festivallerde insanların nasıl bir araya geldiğini hepimiz biliyoruz. Bu kent sanatla nefes alıyor. Ancak nefes almak için bile bilet hesabı yapmak zorunda kalıyorsak, burada durup düşünmemiz gerekiyor.

Yerel yönetimlerin daha fazla ücretsiz etkinlik düzenlemesi, özel tiyatrolara destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kültür sanatın toplumun her kesimine ulaştırılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü sanat zenginlerin ayrıcalığı değil, toplumun ortak hakkıdır.

Ve Adana, sanata uzak düşecek kadar yoksul bir şehir değildir.