Bir toplantıda, bir panelde, bir seçim mitinginde mutlaka duyarsınız. Kürsüye çıkan biri şu cümleyi kurar: "Adana'nın çok büyük bir potansiyeli var."
Salon alkışlar. Herkes başını sallar. Sonra toplantı biter, herkes evine döner ve Adana, yine aynı Adana olarak kalır.
Bu cümleyi kaç yıldır duyuyoruz? Otuz yıl mı? Kırk yıl mı? Adana'nın potansiyelinden bu kadar çok söz ediliyorsa, o potansiyel neden bir türlü gerçeğe dönüşmüyor?
Coğrafyaya bakalım önce.
Türkiye'nin dördüncü büyük şehri. Akdeniz'e açılan kapı. Çukurova Ovası'nın tam ortası — dünyanın en verimli tarım topraklarından birinin üzerinde kurulu. Doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan karayolu ve demiryolu kavşağı. Ceyhan Limanı kapıda. Türkiye'nin önemli sanayi bölgelerinden biri hemen yanı başında. Yani kâğıt üzerinde Adana, gerçekten büyük bir şehir olmak için her şeye sahip.
Ama kâğıt üzerinde kalmaya devam ediyor.
Adana, kendine yatırım yapan bir şehir kültürü oluşturamadı. Yerel sermaye şehre dönmüyor, şehirde büyümüyor. Kazanılan para İstanbul'daki gayrimenkule, yurt dışındaki hesaba gidiyor. Adana'da kazanılıyor ama Adana'ya yatırılmıyor. Bu bir eleştiri değil, bir gözlem. Çünkü bunun da sebebi var: İnsanlar, geleceğine inandıkları yere yatırım yapar. Adana'nın geleceğine inanan az.
Bir de şehrin kendi kendine anlattığı hikâye meselesi var.
Adana'yı sorsanız, çoğu kişi size kebabı anlatır. Kebap güzel, evet. Ama bir şehrin kimliği sadece yemeğinden ibaret olamaz. Adana'nın edebiyatı var, müziği var, tarihi var, tiyatrosu var, sineması var. Bunların hiçbiri yeterince öne çıkarılmıyor, sahiplenilmiyor, anlatılmıyor. Şehir kendini pazarlayamıyor çünkü kendini tam olarak tanımıyor.
Potansiyel kelimesinin sözlük anlamı şu: Henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşebilecek olan güç.
Dikkat edin: "Henüz gerçekleşmemiş."
Adana onlarca yıldır "henüz gerçekleşmemiş" sıfatını taşıyor. Bu sıfat artık bir umut değil, bir alışkanlık hâline geldi. Potansiyelden söz etmek, harekete geçmenin yerini aldı. Toplantıda alkış almak, iş yapmaktan daha kolay.
Adana'nın değişmesi için dışarıdan bir el ya da Ankara'nın lütfu bekleniyor. Oysa şehirler, kendini bekleyenler tarafından değil; kendi kaderini ellerine alanlar tarafından değiştiriliyor.
Potansiyel, kullanılmayan güçtür.
Adana'nın gücü var. Soru şu: Kim, ne zaman kullanacak?