Dün gece saatler 04.26’yı gösterdiğinde Adanalılar bir kez daha aynı duyguyla gözlerini açtı: korku.
Birçoğumuz için bu sadece birkaç saniyelik bir sarsıntı değildi. O an, zihnimizi üç yıl öncesine, 6 Şubat 2023 gecesine götüren bir zaman tüneliydi adeta.
Saatlerin birbirine yakınlığı, gecenin sessizliği, yağmurun sesi ve karanlığın içinde hissedilen o tarifsiz panik…
Her şey bir anda hafızalarda donmuş o geceyi yeniden canlandırdı.
6 Şubat 2023 saat 04.17…
Kahramanmaraş Pazarcık merkezli başlayan, ardından Elbistan merkezli ikinci büyük depremle büyüyen felaket, 11 ili etkiledi. Resmî rakamlara göre 53 binden fazla insan hayatını kaybetti.
Adana’da da yüzlerce aile o sabaha eksildi; 500’den fazla vatandaş yaşamını yitirdi. O gece yalnızca binalar yıkılmadı, insanların güven duygusu da enkaz altında kaldı.
Aradan yıllar geçti. Evler yeniden yapılıyor, şehirler toparlanmaya çalışıyor. Ancak görüyoruz ki depremin psikolojik yansımaları hâlâ bizimle yaşıyor.
Dün gece Saimbeyli merkezli, Savrun Fayı üzerinde meydana gelen 4.9 büyüklüğündeki deprem, yalnızca yer kabuğunu değil, insanların hafızasını da sarstı.
Kimileri çocuklarını kucağına alıp kapıya yöneldi, kimileri telefonuna sarılıp yakınlarını aradı, kimileri ise birkaç saniye boyunca nefesini tuttu.
Çünkü biz artık sadece deprem yaşamıyoruz; depremi yeniden hatırlıyoruz.
Üstelik bu korku yalnızca duygusal bir refleks değil.
Deprem bilimci ve Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür’ün açıklaması dikkat çekici: Söz konusu depremin, Doğu Anadolu Fay Zonu ile ilişkili Savrun ve Saimbeyli fay zonları arasında meydana geldiğini belirten Görür, bu bölgelerin 2023 depremleri sonrası enerji yüklenmiş durumda olduğunu ve “Adana Havzası için tehdit olabileceğini” ifade etti.
Peki bu açıklama “yarın büyük deprem olacak” anlamına mı geliyor?
Hayır. Bilim insanlarının açıklamalarını felaket senaryosu ya da kesin tarih veren yorumlar gibi okumak doğru değil. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: “Tehdit olabilir” ifadesi, riskin tamamen ortadan kalkmadığını anlatır. Deprem ülkesi olduğumuz gerçeği değişmiyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Biz depremi yalnızca sallandığımız günlerde mi konuşacağız? Yoksa sarsıntı geçtikten sonra yeniden unutmayı mı tercih edeceğiz?
Çünkü deprem öldürmez; ihmal öldürür.
Bugün Adana’da hâlâ yapı stoku tartışılıyor. Zemin güvenliği konuşuluyor. Toplanma alanları, kentsel dönüşüm, bina dayanıklılığı ve afet bilinci gibi konular çoğu zaman gündemin gerisine düşüyor.
Oysa mesele sadece bugünü kurtarmak değil; yarına hazırlanmak.
Dün gece çok şükür herhangi bir yıkım olmadı, can kaybı yaşanmadı. Ama bu durum bizi rehavete sürüklememeli. Küçük bir depremle korkup büyük bir deprem ihtimalini yok saymak, gerçekle yüzleşmekten kaçmak olur.
Depreme dirençli kentler kurmak artık bir tercih değil, zorunluluk.
Sağlam binalar, doğru şehir planlaması, bilim insanlarının uyarılarını dikkate alan yönetim anlayışı ve afet kültürü oluşturmuş toplumlar… Bunlar bir lüks değil, hayatta kalmanın temel şartı.
Belki dün gece hepimiz aynı korkuyla uyandık.
Ama asıl soru şu:
Bir sonraki sarsıntıda sadece korkuyla mı uyanacağız, yoksa hazırlanmış bir şehirde güvende olduğumuzu bilerek mi?