SİNEMANIN ÜLKEMİZDEKİ TARİHİ

03.07.2020 - Cuma 22:47

İnsan, varoluşunu anlamlandırırken çeşitli merhalelerden
geçiyor. Bir anlamda ontolojik yükselme ya da alçalma sonucu gelinen yeni bir
konum diye düşünebiliriz bu merhaleleri. Her yeni ontolojik konumda, hayata ve
hayatımızı anlamlandıran her şeye bakış açımız değişiyor. Eğer ontolojik
yükselme söz konusuysa ufkumuz genişliyor, eşyayı, insanı, doğayı ve kendimizi
daha kapsamlı görme ve anlama şansına sahip oluyoruz. Bu durumda eski
görüşlerimiz, fikirlerimiz yerini yenilerine terk ederken, bir alt konumda
kalan kendimize ”evet sen bensin, ama artık ben, sen değilim!” diyoruz. Sanat,
insan varlığını anlamlandıran, insanın ontolojik yükselmesine zemin
hazırlayan, bir anlamda, Yaratıcısı’ndan cüzi olarak aldığı için insanın
kendi özünde bulunan “yaratıcılık” yeteneğini ortaya koyduğu bir
aşkınlaşma alanı. Yaratıcısı için bir varoluş biçimi olmakla birlikte;
okuyucusu, dinleyicisi, izleyicisi için de bu yaratma eylemine katılmak demek
sanat. Hayatımızda kat ettiğimiz merhaleler sonucunda
ulaştığımız her katın bizlerin sanat görüşüne, bakışına, anlayışına yeni
açılımlar kattığı ve sanatın bazı eski(miş) anlamlarını ise atmamıza yol açtığı
bir gerçek. Bir insan düşünün, yolda her geçtiği yerden sırtında taşıdığı
çuvala her boyuttan taşlar dolduruyor. Öyle bir noktaya geliyor ki, sırtına
doldurduğu bu taşlar artık onun için manasını yitiriyor ve aslında bu kadar
taşı geçmişte manasını bilmediği bir tane zümrüt taşını aramak için sırtına
yüklediğini fark ediyor. Artık bu noktadan sonra aynı adam sırtına doldurduğu
bu taşlardan her gittiği yolda tek tek kurtuluyor; ta ki o zümrüt taşını
görünceye kadar. Artık taşıdığı tek taş o zümrüt taşıdır.

YORUM YAZ